A. Selim Tuncer
Nilüfer Gülata
Arzu Yaraş
Kayhan Başpınar
Veysel Çil
Füsun Karadaş
Fatih Bektaş
Derviş Esen
Gökhan Üstünel
Özhan Sancak
Begüm Çıta
Kibar Özüt
Hasan Hüseyin Kemani
Erol Çelik
Zeynep GÜl
Hülya Elmacı
Mehmet Çil
Ferdi Kaynayan
Turan Ayata
Filiz Şarapçıoğlu
Nuran Alaca

BİZ DE HER İNSAN GİBİ “İŞ”İMİZİ YAPARIZ. FAKAT “İYİ” YAPARIZ.

Bizler, fikir ve estetik yaratıcıları olarak her anlamın ya da fikrin en az bir tane henüz üretilmemiş hali olduğunu biliriz.

İçinde “anlam” yer almadığı sürece hiçbir “form”un ve hiçbir “söz”ün hiçbir biçimde bir “iletişim kodlaması” olarak tasarlanamaz ve önerilemez olduğunun farkındayız.

Arada kendimiz için yaptığımız olursa da, eseri, onun muhatabıyla birlikte, onun algısında ve onun için yarattığımızı hiç unutmayız.

Daha önce ulaşılmış hiçbir hedef, üretilmiş hiçbir fikir “mükemmel”i ve “biricik” olanı arayışta cesaretimizi kırmaz.

Düşlediğimiz “mükemmel” ile gerçekleşen “mükemmel” arasında her zaman bir mesafe olacağını, bu mesafeyi kapatma eyleminin kendisinin de yaratımın bir parçası olduğunu düşünürüz.

Her şeyin sadece sınırlarıyla kavranmadığını, sınırsızlığın ya da sonsuzluğun da kavranabilir ve kavratılabilir bir şey olduğuna inanırız.

Hiçbir tasarımın nihai ve mükemmel olmadığını düşünürüz. Ancak en geniş kitlenin ortak beğenisine razı olmayı da biliriz.

Hiçbir önerinin “niçin”ini ve “nasıl”ını kendimiz cevaplamadan hiç kimseden keşfetmesini beklemeyiz.

Bildiğimiz her şeyi, gerektiğinde yeniden düşünme, gözden geçirme cesaretinin gerekliliğini ciddiye alırız. Bilginin, derin karanlıklardaki yaratıcılık cevherini çıkarmak için şart olduğuna inanırız. Kafa lambamızı takmadan ocağa inmeyiz.

“Cin fikir-hin fikir” kurnazlıkları peşinden koşmayız. Zekanın parıltısını, daima bilginin ve yaratıcılığın, güzelliğin ve iyiliğin kollarına emanet ederiz.

Düşünce yolunu açmadan, yaratıcılığın tökezlediğini ve topalladığını çok görmüşüzdür.

Bizler, “hoş ve güzel” olanın baştan çıkarıcılığını iyi biliriz. Ancak “doğru ve iyi” olan da bizim için vazgeçilmezdir.

Ne söyleneceğini sizin bizden iyi bildiğinizi biliriz, nasıl söyleneceğini ise en iyi bizim bildiğimizi siz bilirsiniz.

Sanatçı olduğumuz yolundaki bize yönelik iddialar ilgi alanımıza girmese de sanatın tüm alanlarıyla ilgileniriz.

Sanatın, nesnenin ardındaki gerçeği ve anlamı arama eylemi olduğunun farkındayız. Oysa biz nesne için “gerçeklik” ve “anlam” yaratırız.

Biz teknolojiyi yaratırken, teknolojinin de bizi yeniden biçimlendirdiğini aklımızdan çıkarmayız.

Binlerce seçkin kafanın, binlerce yıldır cevaplandırmaya çalıştıkları “somut nesnenin nerede bitip soyut imgenin nerede bağladığı” sorusuna biz de cevap veremeyiz.

Ama biz şunu çok iyi yaparız:

Bu soruyu, sizin ürettiğiniz nitelikli ürün ve hizmetlere uyarlar, üretiminizin içinde zaten var olan “düşgücü”nü harekete geçirir, sizin düşgücünüzün somutlaşmış biçimi olan ürününüzü, başka insanların düşgücüyle buluştururuz.

“İş”i bir “emanet” olarak görürüz. Yaratıcılığımızı, kendimizi ifade etme aracı olarak kullanmaktan kaçınırız, ancak eserimizin yine de bizi ifade etmiş olacağını aklımızdan çıkarmayız.

Hızlıyızdır, ancak gerektiği kadar hızlıyızdır. Her yaratım ve tasarımın, akletme ve fikretme süreçleri tamamlanmadan başlayamayacağının, bu süreçlerin de “iş”e dahil olduğunun herkes tarafından bilinmesini isteriz.

Her anlamın insana ait tüm ayrıntılarının hesaba katılması gerektiğini bildiğimiz gibi, sağlam bir strateji üzerine çakılmayan hiçbir anlamın algısal bütünlüğe sahip olamayacağına da eminizdir.

Biz de her insan gibi “iş”imizi yaparız. Fakat “iyi” yaparız.